Anasayfa / Makalelerimiz / İcra ve İflas Hukuku Hakkında Bilgilendirme

İcra ve iflas hukuku, borcun rızayla yerine getirilmemesi halinde alacaklının hangi yollara başvurabileceğini düzenleyen hukuk alanıdır. Bu alanda para alacakları ve teminat alacakları için takip, haciz, rehnin paraya çevrilmesi ve bazı durumlarda iflas yoluna başvuru gündeme gelebilir. İcra ve İflas Kanunu’na göre bir paranın ödenmesine veya bir teminatın verilmesine ilişkin cebri icra, takip talebiyle başlar ve haciz, rehnin paraya çevrilmesi veya iflas yoluyla yürütülür. İflas yolu ile takip ise yalnızca Türk Ticaret Kanunu uyarınca tacir sayılanlar, tacirler hakkındaki hükümlere tabi bulunanlar ve özel kanunları gereği iflasa tabi oldukları belirtilen gerçek veya tüzel kişiler hakkında mümkündür.
İcra ve iflas hukuku; alacaklının alacağını nasıl tahsil edeceği, borçlunun hangi hak ve itiraz yollarına sahip olduğu, haciz işlemlerinin nasıl yürütüleceği ve borçlunun malvarlığının hangi usullerle paraya çevrileceği gibi konuları kapsar. Bu alandaki işlemler, alacağın niteliğine, borçlunun hukuki statüsüne ve seçilen takip yoluna göre değişiklik gösterebilir.
İcra ve iflas hukukunda uygulamada sık karşılaşılan bazı kurumlar şunlardır:
Bu kurumların her biri farklı şartlara ve usullere tabidir. Bu nedenle hangi hukuki yolun kullanılacağı, somut dosya üzerinden ayrıca değerlendirilmelidir.
İlamsız icra takibinde borçluya ödeme emri gönderilir. İcra ve İflas Kanunu’nun 62. maddesine göre, borçlu ödeme emrine tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde icra dairesine itiraz edebilir. İtiraz borca, imzaya veya yetkiye ilişkin olabilir. Süresi içinde yapılan itiraz, kural olarak takibi durdurur.
Borçlu borcunu ödemez ve takip kesinleşirse, haciz işlemleri gündeme gelir. Haciz sürecinde borçlunun hacze konu olabilecek mal, hak ve alacakları üzerinde işlem yapılabilir. Bu işlemler sırasında hangi malların haczedilebileceği, hangi gelirlerin sınırlı şekilde hacze konu olacağı ve satış süreci ilgili mevzuat çerçevesinde belirlenir. Haciz ve satış işlemlerinin usulü dosyanın niteliğine göre değişebilir.
İstirdat davası, gerçekte borçlu olmadığı halde bir parayı icra takibi nedeniyle ödemek zorunda kalan kişinin bu paranın geri verilmesini talep ettiği dava türüdür. İcra ve İflas Kanunu’na göre, takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek zorunda kalan kişi, ödediği tarihten itibaren bir yıl içinde istirdat davası açabilir. Bu nedenle “ödeme yapıldıysa artık istirdat davası açılamaz” şeklindeki ifade doğru değildir.
Borçlarını vadesinde ödeyemeyen veya ödeme tehlikesi altında bulunan borçlular bakımından konkordato kurumu gündeme gelebilir. İflas ise, iflasa tabi borçlular yönünden özel bir takip ve tasfiye yoludur. İflas sürecinde borçlunun malvarlığı üzerindeki tasarruflar, alacaklıların topluca tatmini amacıyla farklı usullere tabi olur. İflas ve konkordato süreçleri, borçlunun statüsü ve dosyanın niteliğine göre ayrıca değerlendirilmelidir.
Bu sayfada yer alan açıklamalar genel bilgilendirme amacı taşımaktadır. İcra ve iflas hukukuna ilişkin her işlem ve uyuşmazlık; alacağın niteliği, seçilen takip yolu, itiraz süresi, borçlunun hukuki statüsü ve somut olayın özelliklerine göre ayrıca değerlendirilmelidir.

